Bağışlanan Hayat
Hastalar hekimlerine sadece hastalıkları ile gelmezler. Aynı zamanda hepsinin bir öyküsü vardır ve birlikte geçirecekleri süreç bu öykülere yeni paragraflar ekleyecektir. Aslında hastanın hekimiyle arasında gelişen öykü, “mutlu bir son” beklentisinin de en yüksek olduğu serüvenidir. Ancak tek arzusu “bir an önce iyileşmek” olan hasta umulmadık bir biçimde hastalığına ait yaşamsal riskler veya tedavi planı ile ilgili hayati kararlar ile yüzleşmek zorunda kalırsa durum bir anda “karabasan öykü”süne de dönüşebilir. İşte bir hekim hayat ve ölüm olasılığı arasında ürperten gelgitlerin olduğu bu hassas noktada hastalarının yarattığı öyküleri dikkatle izleyebilirse geriye paha biçilmez yaşam dersleri kaldığını fark edecektir.
Böyle bakınca aktaracağım hikaye de yıllardır yaşam ve ölüm arasında endişe yüklü öyküleri ile hayatta kalmış iki karaciğer nakil adayı hastanın olağan olmayan kader arkadaşlıkları ve ruhumuzda yarattıkları derin izler hakkındadır.
Hastalardan ilki bizlere çok tanıdıktı. Çünkü oğlu yıllardır birlikte çalıştığımız genç bir meslektaşımızdı. Çalışkan, mesleğine düşkün hekim arkadaşımız babasının karaciğer yetmezliğinden dolayı ne yazık ki hep endişe yüklüydü ve tek hayali babası için organ nakli sağlayacak bir karaciğer bağışı haberinin gelmesiydi.
Diğer hasta ise, hastanemize acil bir nedenle ilk defa başvuruda bulunan ve yatarak tedavisi uygun görülen bir karaciğer yetmezliği hastası olarak girdi hayatımıza. Bu hasta da karaciğer organ nakil adayı idi. Onun ailesi de endişe içerisinde bir organ bağışı bekliyordu.
Çok geçmeden kader ağlarını örmeye başladı.
Önce, ölüme bir adım ötede olduklarını bilen iki hastayla keder ve umut arasında gidip gelen aileleri aynı hastane odasında buluştular. Kolayca kaynaşan iki aile tedavilerinden artakalan zamanı sohbetle doldurmaya başladılar. Ancak onların sohbetleri sıradışıydı. Karaciğer yetmezliklerinin nasıl geliştiğini anlatıyorlar, hastalık bulgularını vuruşturuyorlar, tedavilerini tokuşturuyorlar, uygun bir canlı verici bulunamamış olmasına üzülüyorlar ve hasretle “yeni bir organ” diliyorlardı. Her iki ailenin de emelleri beyin ölümü gelişen bir organ vericisinden gelebilecek karaciğer bağışı müjdesinde kesişiyordu.
Ancak beyin ölümü sonucu “bağışlanan organ” ile organ nakil ameliyatı olabilmek hiç de öyle basit bir işlem değildir. Çünkü organ nakli, cerrahi zorlukları dışında titizlikle düzenlenmiş bir dizi resmi protokol ile hayata geçirilen bir tıbbi müdahaledir. Bu işlemlerin en başında da hastaların yetkilendirilmiş bir organ nakil merkezinin “organ nakil listesi” ne kaydolmaları gerekliliği yer alır. Nitekim hekim kardeşimizin babası bizim hastanenin organ nakil listesine kayıtlı idi. Yeni hastamız ise uzun yıllar önce başka bir merkezin nakil listesine kaydolmuştu. Ancak kendisi ve ailesinin sohbetler sırasında sıklıkla dertlendikleri konu listelerinin çok kalabalık olması nedeniyle karaciğer nakli için kendilerine sıra gelme olasılığının çok düşük görünmesiydi. Bu üzüntü veren sohbetten çok etkilenen hekim kardeşimiz ise tüm iyi niyeti ile yeni bir çözüm üretme arayışına girmiş, hasta ve ailesine nakil aday listelerini değiştirmeleri konusunda radikal bir öneri getirmekten kaçınmamıştı. Bizim hastanenin organ nakil listesinden söz ederek, “Buradaki liste yeni, henüz kalabalık değil; şansınız daha yüksek olabilir” diye tavsiyede bulunmuştu. Hasta babası da tüm kalbiyle desteklemişti hekim oğlunun bu çabasını. Bu samimi öneriden çok etkilenen yeni hasta ve yakınları da hiç tereddüt etmeden bizim organ nakil listemize geçiş yapmak için başvuruda bulunmuşlardı. İlginç biçimde, kan grubuna göre oluşturulan listede tam da meslektaşımızın babasının altına ikinci sıraya yerleştirilmişti yeni nakil adayı.
Kader dedik ya, bütün bu gelişmeler yaşanırken bir anda “bağışlanmış organlar” olduğu haberi geldi hastanemize… Bir beyin ölümü, organların kullanılabileceği izni ve bağışçının karaciğer ve böbreklerinin bizim hastaneye verileceği haberi…Tüm organ nakil ekibi ayaktaydık, her zamanki gibi heyecan dorukta, coşku sonsuzdu. Buralar ilginçtir aslında. Hepimiz bu organların ölümün bize bir hediyesi olduğunu biliriz. Ürpeririz, elem duyarız ama yasımızı yüreğimize gömeriz. Sanatımızı sergilemekten, hastalar için “sil baştan yeni bir hayat” anlamına gelen bu şansı esere çevirmekten sonsuz heyecan duyarız.
“Organ bağışı” ile birlikte sırada organ nakil ameliyatı yani bağışlanan sağlıklı organın hastalıklı olanla cerrahi olarak değiştirilmesi aşaması vardır. Bu safhada tıbbi ekibin ilk sorumluluğu nakil aday listesinden hasta belirlemek ve seçilen hastaların son durumlarının organ nakil ameliyatı için uygun olup olmadığına karar vermektir. Buna göre bizim de önceliğimiz gelecek “bağış karaciğer”in kan grubuna göre nakil listesinden hasta adaylarını seçmek idi.
Öykünün ikinci kısmı böylece başlamış oldu. Çünkü seçilen birinci hasta hekim arkadaşımızın babası iken, ikinci sıraya nakil listesini henüz değiştiren koğuş arkadaşı yerleşti. Ancak kıdemli hastamız gerçekten çok hastaydı. Geçen zaman ciddi biçimde aleyhine işlemiş ve tüm iç organları önemli derecede yıpranmıştı. Bu durumda ameliyat kararı hastamız için yaşamsal anlamda çok ciddi bir risk olabilirdi. Açıkçası ameliyat aynı zamanda hastanın ölümü anlamına da gelebilirdi. Bizler, yani tüm organ nakil ekibi, bu gelişmeden dolayı gerçekten çok üzgündük. Ancak ne olursa olsun o bu organ için hak kazanmıştı. O zaman hasta ve ailesine olası hayati tehlikeleri tüm açıklığı ile açıklayıp son kararı onlara bırakmanın en doğrusu olacağına karar vardık. Nitekim hastamız ve hekim oğlu başta olmak üzere tüm ailesi ile cerrahi olumsuzlukları ve hayatta kalım adına olası yüksek riski paylaşarak karar vermeleri için beklemeye çekildik.
Aslında hekimler olarak bu aşamada bizleri çok tedirgin eden önemli bir başlık da belki ilk anda çok acımasız gibi görünse de, başarısız bir ameliyat sonucunda hasta ile birlikte “sağlıklı karaciğer”i de kaybetmekti. Bu, maalesef çok zor şartlarda sahip olunan sağlıklı bir organı yararlı manada kullanamamak ve başka bir hasta için “yeni bir hayat” şansını yok etmek anlamına geliyordu ki bu düşünceyi de kafamızdan uzaklaştırmak mümkün olmuyordu. Sonuçta insani gelgitlerimizle profesyonel doğrularımız arasında yapabileceğimiz tek şey hastamızın kararını beklemekti. Doğru olan, ne olursa olsun bizim bir taraf belirtmeden hatta hiç taraftar olmadan verilecek kararı uygulamamızdı. Çok zor açmazlardır bunlar; bir hekim olarak vicdan ve akıl arasında eğilip bükülmeden, şefkat ve merhametinizi kaybetmeden, işinizi en doğru biçimde yapabilmek ve yaptıklarınızla ilgili en ufak bir tereddüt yaşamamak. Yaşarken varoluşsal endişeleriniz zirve yapar ama hayat pratiğiniz için mükemmel deneyimlerdir. Yolunuzu açar, öncelikleriniz için cesur ve çelişkisiz kılar sizi…
Tekrar öykümüze dönecek olursak, tüm bu olaylar yaşanırken hekim arkadaşımızın teşviki ile liste değiştiren ikinci sıradaki hasta da olası karaciğer nakli için değerlendiriliyordu. Genel durumu oldukça iyi bulunan hastanın ameliyat süreci sonunda hayatta kalım şansı da yüksek görünüyordu. Böylece ilk hastamız nakil ameliyatından vazgeçerse “bağışlanan organ” onun için hazırlanacaktı. Hayat gerçekten garipti ve şans diye bir şey vardı…
Bütün bu gelişmeler içerisinde hekim kardeşimiz de doğal olarak çok üzgündü. Yakaladıkları tek şansın onlar için geç kalmış olduğunun fazlasıyla farkındaydı. Bir yandan babasının ameliyat konusundaki kararına yardımcı olmaya çalışırken bir yandan da bulunan organın boşa gitmemesi konusunda son derece gerçekçi ifadeler kullanmakta tereddüt etmiyordu. Babası da oğlu ile akıl birliği içerisinde çok az kalan enerjisini bilincini açık tutabilmek için kullanırken en doğru seçimi yapmak istiyordu. Bu arada ailenin diğer bireyleri hiç yorum yapmaksızın sabırla beklemekteydiler. Bizler de ailenin bu çok özel durum karşısında sergilediği hassasiyet ve sükunet içerisindeki kabullenişe keder yüklü bir saygıyla karşılık verirken hızlı hareket edilmesi gerektiğini bildiğimiz halde sürece müdahil olamıyorduk. Zaten karar da gecikmedi. Hastamız küçük bir iyileşme olasılığı için ameliyat olup, maalesef çok zor bağışlanan organı riske etmek istemedi ve organ nakil hakkından vazgeçti. Kararındaki ciddiyetin farkındaydı. Hayata direnmeyerek ölümü seçtiğini biliyordu; inanç doluydu, kocaman bir yürek taşıyordu ve tüm ailesiyle birlikte dimdikti.
Sıra vedalaşmaya geldi.
Hekim yoldaşımız babası ile el ele, yarattıkları hastayı ameliyathaneye yolcu ettiler.
Hastalar helalleşti…
Anneler ağlaştı…
Kardeşler sımsıkı sarılmıştı.
Kim kimin ailesi belli değildi…
Keder ve neşe birbirine karışmış, hangi gözyaşı ne için ayırt edilemiyordu…
Ancak hayat devam ediyordu. Ameliyat başarı ile tamamlandı ve sağlıklı karaciğer hasta olanın yerini aldı. Şanslı hasta yoğun bakımda hızla iyileşmeye başladı. Ailesi mutlu, ekip heyecan doluydu. Herkes anın tadını çıkarıyordu. Ne yazık ki her mutluluk gibi araya burukluk girdi. Henüz birkaç gün geçmişti ki hayatı adına karar veren sevgili hastamızın durumu üzücü biçimde ağırlaştı. O da nakil arkadaşının yanına yoğun bakıma yatırıldı. Artık zaman birisi için hayata, diğeri için ölüme hizmet etmeye başlamıştı. Sonunda nakil yoldaşlarının yolları ölümle ayrıldı. Hayatta kalan, minnet kadar hayatta kalmanın suçluluğu ile doluydu ve fedakar arkadaşının yoğun bakımdan uğurlanışına hıçkırıkları ile eşlik etti. Aileler öylesine kenetlenmişti ki gözyaşları sahipsizdi. Yoğun bakım ise sessizdi. Kederimiz, başarmaktan duyduğumuz mutluluğunun önüne geçmişti. Kilitlenmiştik. Duygularımızdaki ikilem bizleri hareketsiz kılmıştı. Söyleyebileceğimiz tek söz yoktu.
Ancak kahramanlarımız vardı:
Hekim evlat kahramanımızdı; babası için çıktığı yolda tıp eğitiminde öğrendiği kararlılık ve yararlılık ilkelerini duygusallığına kurban etmemişti.
Kahraman baba ise yıllardır gelmeyen tek şansını, ısrarlı telkinleri ile listesini değiştirdiği kader arkadaşı için kullanmakta tereddüt etmeyecek kadar cesurdu.
Ya ailenin diğer bireyleri? Eşi ve kızları, her aşamayı sabır ve sükunet ile karşılayan bir tevekkül içerisinde takdir ve hayranlığı fazlasıyla hak ediyorlardı.
Belki ortada kaçınılamayan bir ölüm vardı, ancak onlar hayatın uzattığı eli bir başkasına aktarabilecek kadar özel insanlardı ve bizim dünyamızın kahramanlarıydılar.
Bize gelince, hastaların öyküsü bitse de bizde öykü bitmeyecekti. Yoğun bakım koridorlarında hüzün ve sevinç arasındaki sayısız gelgitte sürekli insan olmanın yeni bir inceliğini fark edebilmek gibi zorlu bir ayrıcalığımız vardı. Bu sefer de sağlığına kavuşan hastamızı sevgiyle kucaklayıp hayata yolcu ederken ölümü bile armağana çevirebilen iki insana; organlarını bağışlayan ve bağışlanan organdan vazgeçebilen iki kahramana yüreğimizi sunuyorduk sonsuz saygılarımızla birlikte.